9 Eylül 2009 Çarşamba

En Uzun Gece


A milli futbol takımımızın aylardır beklenen zorlu Bosna deplasmanı geldi çattı. Hesaplar ,kitaplar , yenersek ne olur, beraberlikte neler olur vs. derken, maça sayılı saatler kaldı. Evet, bu gece kaybedersek matematiksel olarak 2010 Dünya Kupası'nda yer alamayacağımız kesinleşecek. Beraberlikte işimiz mucizelere kalacak, galibiyet halinde ise bir ümit deyip son 2 maçı bekleyeceğiz. Toplum olarak işimizi son ana bırakmayı o kadar seviyoruz ki, son saniye sevinçleri hep daha fazla sevindiriyor bizi, işi bir an evvel bitirmek varken. Okulda cuma günü verilen ödevleri, pazar gecesi veya pazartesi sabahı yetiştirmeye alışmış bir halk olarak bu durumu yadırgamamız gerek aslında. Yumurta kapıya dayanınca gelen Norveç zaferini hatırlayın, zor şartlar altında 'son maç olduğu için' asılarak kazandığımız Norveç maçı. O yüzden kendi adıma ümit doluyum bu gece, 1-0 olsun bizim olsun denecek bir 90 dakika, ve kesinlikle sabır gerek.

Gelelim maç öncesine. Saati nasıl 9 yapacağız, o saate kadar nasıl bekleriz derken imdadımıza 12 dev adam yetişiverdi. 2 gecedir kusursuz basketbollarıyla evlerimize mutluluk getiren basketbol milli takımımız, bu akşam saat 7.15'te turnuvanın ev sahibi Polonya ile karşılaşıyor. Kaderin cilvesi midir bilinmez, 2 gece üstüste gece 10'da sahne alan 12 dev adam, bugün kimse futbol maçını da kaçırmasın diye erken saatte oynuyor adeta. Gruptan çıkmayı garantilediler, ancak liderlik mücadelesi verecekler bu maçta. Kalbimizin bir yanı da onlarla.

7'den 11'e. Spor dolu, ay yıldız dolu bir gece. 7.15'te Polonya-Türkiye, 9'da Bosna Hersek-Türkiye. Kısa ve net; en uzun gece bu gece...

3 Eylül 2009 Perşembe

Chelsea'den Ufak Bir Mola


Avrupa transfer piyasasında bombalar ardı ardına patlayadursun, transfere en çok para harcayan ekiplerden biri olan İngiliz ekibi Chelsea'ye Fifa'dan kötü haber geldi. 2007 yılında Lens'ten alınan Gael Kakuta'yı, oyuncunun takımının haberi olmadan gerçekleştirdiği belirlenen maviler, 2011 Ocak ayına kadar transferden men cezası aldı. Abramovich'in takımı satın aldığı yıllarda transfere harcadığı paralarla gündemden düşmeyen, ancak son 2 yıldır bu konuda İspanyol devleri Real Madrid ve Barcelona'nın hayli gerisinde kalan Londra ekibi, aldığı bu cezayla sıralamada oldukça gerilerde kalacak gibi görünüyor. Birçok kişinin ezelden beri sevmediği, hatta önemli bir kesimin nefretle baktığı Chelsea'ye gelen bu ceza, hatrı saylır kalabalıklar tarafından sevinçle karşılandı. Benim aklıma ise farklı bir düşünce geldi. Yıllardır oyuncuları milyon dolarlar karşılığında bakkaldan ekmek alır gibi satın alan Abramovich ve kurmayları, bu cezayla birlikte altyapıya eskisinden fazla önem verip, kendi bünyelerinden bol miktarda futbolcu çıkarabilirler belki de. Her zaman nacizane düşüncem budur; milyonlarca lirayı sokağa atıp dev takımların arasında boy göstermeye çalışmaktansa, altyapıya gereken özeni gösterip, kendi yetiştirdiğin gençleri vitrine çıkarmak en büyük haz olmalıdır. Bugün Real Madrid'in mi, yoksa Arsenal'in mi transfer politikası mantıklıdır diye sorduğunuzda, birçok kişinin Arsenal cevabını verdiğini görebilirsiniz. Chelsea bunu yapar mı bilemeyiz, ancak Türk takımlarının örnek alması gereken kulüp Madrid veya Barcelona değil, İngiliz Arsenal olmalıdır kanımca. Bakalım Chelsea bu süreci nasıl değerlendirecek,merakla bekleyeceğiz.