8 Mart 2010 Pazartesi

Haftasonu Spor (!)


'Voleybol erkekler birinci liginde taraftarların karşılıklı küfürleşmeleri ve sahaya atılan yabancı maddeler nedeniyle yaklaşık 15 dakika duraklayan maçta Beşiktaş, Fenerbahçe'yi 3-2 mağlup etti' ,
'Önce oyuncuların yumruklaşmasıyla başlayan olaylar, taraftarların sahaya yabancı cisimler atmaları ve sahaya fiili müdahalelerde bulunmalarıyla devam etti. Olaylar sebebiyle bir süre duran maçta, Fenerbahçe Ülker, deplasmanda Pınar Karşıyaka'yı 84-73 mağlup etti' ,
'Maçın başlamasıyla beraber sahayı taş yağmuruna tutan Diyarbakırsporlu taraftarların attığı taşlardan birinin yardımcı hakemin ensesine isabet etmesiyle orta hakem tarafından tatil edilen Diyarbakırspor-Bursaspor maçıyla ilgili son kararı futbol federasyonu yetkilileri verecek' ,
'İki takımın da şiddetle puana ihtiyacı olan maçta Manisaspor ile Denizlispor 0-0 berabere kalırken, karşılaşma öncesi ve sonrası yaşanan olaylar, maça damgasını vurdu'.

İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Manisa... Ülkenin konum itibariyle farklı noktaları...

Voleybol, basketbol, futbol... Seyir ve gerilim açısından oldukça farklı sporlar...

Sonuç; şehir ve branş farketmeksizin, olayların eksik olmadığı bir ülke sporu...

Böyle mi miras bırakacağız yarının büyüklerine bu ülkenin sporunu? Bırakalım artık 'biz'den olmayana düşman gözüyle bakmayı. Çünkü bu gidişle, spor olayı da yok olup gidecek memlekette, eriyip giden birçok değerimiz gibi. Biraz daha sağduyu, lütfen !

5 Mart 2010 Cuma

Deplasmana Son Yolculuklar


Olmazsa olmazıdır deplasman maçlarını takip etmek gerçek futbolseverin. Desteklediği, aşık olduğu takımın renklerini kendi şehrinde görmekle yetinememektir çoğu zaman. O renkler, o arma nereye giderse, onun uğruna yollara düşmektir mevsim farketmeksizin. Kelime anlamıyla; bir takımın kendi şehrinin dışında yaptığı maçlara verilen isimdir. Ancak hiçbir zaman bu kadar basite indirgenemez bu durum. Çünkü hastalıktır deplasman. Hayatın ta kendisidir. Gerçek hayatta yaşanmayan-yaşatılmayan birçok güzel duygunun tadıldığı yerdir deplasman otobüsleri taraftar için. Kaç kişi özel hayatında bir ekmeği 5 kişi, bir şişe suyu 15 kişi paylaşmıştır. Kaç kişi perdelerden battaniye yapmıştır kırık camlı bir otobüste, saatler sürecek yolculuklar öncesi. Giderek birbirimize, hatta kendimize yabancılaştığımız, 'biz'den başka insanlara selam vermeye çekinir hale geldiğimiz metropol hayatından, birkaç saatliğine de olsa kopmaktır deplasman. Orada hissedersin 'ben' değil 'biz' duygusunun güzelliğini. Kader arkadaşındır yanındaki, önündeki, arkandaki. Sana birşey olacak olsa, bilirsin ki onlar yetişecek ilk olarak yardımına. Önce desteklenen takım, daha sonra ülke kurtarılır hoş sohbetlerde otobüsün rutubetli koltuklarında. Otobüsten inip rakip takımın sana ayırdığı stadın en kötü bölgesindeki yerini aldığında hissettiğin duygu, 'kenetlenme'dir bu kez, yine şehir hayatının sana unutturduğu. Tuttuğun takımın oyuncusu uzaktan bir avuç taraftarını gördüğünde cesaretini toplayıp 'yalnız değiliz' diye hırslandığında anlarsın, 'birliktelik' duygusunun, azınlık olduğunda daha çok ortaya çıktığını. Kilometrelerce uzaktan getirdiğin bir pankartı, bulunduğun bölgeye asmaktır, 'gurur' kavramını ortaya çıkaran. Sayıca beşte biri olduğun rakip takımın seyircisini, sesinle bastırmaya çalışmaktır 'armayı temsil etmek'. Maç biter, pankartlar toplanır, sonuç güzelse tadından yenmez dönüş yolculuğu. Ancak sonuç hüsransa, 10 gün gibi geçecek demektir 10 saatlik yolculuk. Şehrine dönersin sonunda öyle veya böyle. Bedeninde tatlı bir yorgunluk, beyninde ince bir sızı, ancak hepsinden öte, armanın peşinden kilometrelerce yol gitmiş olmanın verdiği hazdır tebessümü yüzünden eksik etmeyen. Anılardır hafızalara kazınan, seneler sonra anlattıkça tazelenecek olan. Yine şehir hayatının apartman dairelerine hapsolmuş bedenleri televizyondan takip etmişse maçı, 'biz oradaydık' diyebilmektir deplasman, metropol sıradanlığına kafa tutarcasına.
Dönelim günüzüme, gerçek hayata. Haftasonu oynanacak Diyarbakırspor-Bursaspor maçı öncesi iki kentin valisi oturmuş, tartışmış, ve bir karara varmışlar; ''Ligin ilk yarısında oynanan maçta yaşanan olaylardan dolayı, bu karşılaşmaya Bursaspor taraftarı alınmayacak.'' 'Güvenlik' tedbiri nedeniyle alınmış bu karar. Kısacası maç için Diyarbakır'a gidecek olan en fazla 750-800 kişilik taraftar grubunun güvenliğini sağlayamayabileceklerini belirtmiş Diyarbakır valisi Hüseyin Avni Mutlu. Bursa valisi Veli Harput da destek çıkmış karara. Bu karar ilk değil, korkarım son olmayacak. Bursa taraftarı 4 yıldır Beşiktaş maçlarına yasak olduğu gerekçesiyle gidemiyor. Keza karşılığında Beşiktaş taraftarı Bursa'ya alınmıyor. Basketbol maçlarında alınan karar gereği İstanbul içi derbilerde rakip takım taraftarı salona alınmıyor. İzmir'de Karşıyaka ve Göztepe taraftarlarının bir araya gelmemeleri için neredeyse hiçbir branşta maç yapmamaları sağlanıyor. Avrupa'ya baktığımızdaysa, daha 2 gün önce alınan bir kararla, Fransa'da Paris Saint Germain taraftarlarının deplasman maçlarına gitmeleri, başkanları tarafından 1 yıl süreyle yasaklanıyor. Yasakların en kısa zamanda kalkacağı söyleniyor, ama nerdeyse her sezon bu yasaklara 2'şer yasak daha ekleniyor. Bu sezon 17. haftada oynanan Beşiktaş-Bursaspor maçında, takımlarının aldığı tarihi galibiyeti ve liderliği göremedi Bursaspor taraftarı, 'maça gitmeleri' yasak olduğu için.
Olası bir durumda, şampiyonluğun kader maçlarından biri, bu maçın rövanşında ligin 34.(son) haftasında Bursa'da oynanacak. Ancak Beşiktaş taraftarları, takımlarının olası bir şampiyonluğunu stadda izleyemeyecekler, 'maça gitmeleri' yasak olduğu için. Bugün Bursa, yarın Beşiktaş, daha sonra bir başka takım derken, masa başındakilerin 'güvenlik tedbiri' gerekçesiyle aldığı kararlar gereği deplasman tamamen yasaklanacak gibi görünüyor. Sanki sokağa çıktığımızda herşey düzenli, herkes huzurlu, ve güvenlikle ilgili hiçbir endişe yokmuşçasına, deplasmancılar güvenlik nedeniyle 'tedbir alınması gereken' insan konumuna düşüyorlar. Deplasmanlar tamamen yasaklandığında toplumun güvenliği sağlanmış olacaksa amenna. Ancak biliyoruz ki, bu tip ufak tefek yasaklarla, engellemelerle bir toplum daha uygar bir düzeye gelemez. Toplumdaki sorunlarsa bu tarz engellemelerle asla ama asla sona ermez. İlkokul çağındaki çocukların oyun oynayacakları bölgelerin betonlaşması, otopark veya alışveriş merkezleri haline gelmesi farkında olmadan çocuklarımızın, yani geleceğimizin fiziksel gelişimini engelliyor. Futbol oynayacak yer bulamayıp en azından bu oyunu yerinde takip etmek isteyen futbolseverlerin maçlara gitmesinin yasaklanmasıysa, toplumu farkında olmadan asosyal hale getiriyor. Yasaklar ve engeller. Sonuç, fiziksel olarak gelişemeyen çocuklar, asosyal hale gelip binalara hapsolan ebeveynler. Pardon, amacınız güvenliği sağlamaktı değil mi? Özür dilerim. Buyrun meydan sizin.

3 Mart 2010 Çarşamba

Uzaktan Sevmeye Devam


Daha 1 ay olmadı bu sayfada Antalyaspor-Beşiktaş maçının bilet fiyatlarını eleştireli. Yazıyı okuyanlar olayı özetle 'insafsızlık' olarak adlandırdı. Keza maça gid(e)meyen Antalyasporlu taraftarlar, maç boyunca stad dışından yönetime göndermelerde bulundular. Gidebilen taraftarlar ise, maçı takip etmekten çok, 'yönetim uyuma,taraftarın dışarda' nidaları attılar maç boyunca,birlik olmaları gerektiğini hatırlatırcasına. Ve benzer bir fiyat politikası uygulaması haberi de bugün Eskişehir'den geldi. Önümüzdeki pazartesi akşamı oynanacak Eskişehirspor-Galatasaray maçının bilet fiyatları, 35 ve 70 TL olarak belirlendi. Şartlara kısaca bakacak olursak, şampiyonluk maçı değil, küme düşmemek adına son maç değil, ve yine, günlerden cumartesi veya pazar da değil. Eskişehir Atatürk Stadı'nı seneler evvel görme fırsatım olmuştu. Son durumunu bilmediğim için her maça giden Eskişehirli dostlardan bilgi aldım konuyla ilgili. Anladım ki, 15 yıl öncesiyle bugünkü stad arasında, neredeyse hiçbir fark yok. Stadın tek bir tarafının üstü kapalı, koltuklar birçok yere göre rahat değil, deplasman tribünü portatif, deplasman tribününün karşısındaki kale arkası tribünü ise taş çatlasın 80-90 kişi alabiliyor. En büyük dertlerden biri ise stadın tuvalet sorunu. Özetle, sahada kırmızı-siyahlı oyuncuların olması, tribündeki taraftar adına tek teselli edici olay. Çünkü tuttukları takımın formasını terleten oyuncular da olmasa, stadın tek bir albenisi kalmıyor geriye, Eskişehir gibi son yılların en hızlı gelişen kentinde. Ve siz, ligin bitmesine henüz 2 ay varken, sıradan bir pazartesi akşamı, böylesine konfordan uzak bir stadda taraftarınıza jest yapıp bilet fiyatlarını düşüreceğinize, adeta onları uzaklaştırmak adına zam yapıyorsunuz fiyatlara. Bu ortamda sevdasının peşinden koşabilenlere helal olsun. Maça gidemeyecek sevdalılara ise yine tribün olacak, kahvehane koltukları.