
Olmazsa olmazıdır deplasman maçlarını takip etmek gerçek futbolseverin. Desteklediği, aşık olduğu takımın renklerini kendi şehrinde görmekle yetinememektir çoğu zaman. O renkler, o arma nereye giderse, onun uğruna yollara düşmektir mevsim farketmeksizin. Kelime anlamıyla; bir takımın kendi şehrinin dışında yaptığı maçlara verilen isimdir. Ancak hiçbir zaman bu kadar basite indirgenemez bu durum. Çünkü hastalıktır deplasman. Hayatın ta kendisidir. Gerçek hayatta yaşanmayan-yaşatılmayan birçok güzel duygunun tadıldığı yerdir deplasman otobüsleri taraftar için. Kaç kişi özel hayatında bir ekmeği 5 kişi, bir şişe suyu 15 kişi paylaşmıştır. Kaç kişi perdelerden battaniye yapmıştır kırık camlı bir otobüste, saatler sürecek yolculuklar öncesi. Giderek birbirimize, hatta kendimize yabancılaştığımız, 'biz'den başka insanlara selam vermeye çekinir hale geldiğimiz metropol hayatından, birkaç saatliğine de olsa kopmaktır deplasman. Orada hissedersin 'ben' değil 'biz' duygusunun güzelliğini. Kader arkadaşındır yanındaki, önündeki, arkandaki. Sana birşey olacak olsa, bilirsin ki onlar yetişecek ilk olarak yardımına. Önce desteklenen takım, daha sonra ülke kurtarılır hoş sohbetlerde otobüsün rutubetli koltuklarında. Otobüsten inip rakip takımın sana ayırdığı stadın en kötü bölgesindeki yerini aldığında hissettiğin duygu, 'kenetlenme'dir bu kez, yine şehir hayatının sana unutturduğu. Tuttuğun takımın oyuncusu uzaktan bir avuç taraftarını gördüğünde cesaretini toplayıp 'yalnız değiliz' diye hırslandığında anlarsın, 'birliktelik' duygusunun, azınlık olduğunda daha çok ortaya çıktığını. Kilometrelerce uzaktan getirdiğin bir pankartı, bulunduğun bölgeye asmaktır, 'gurur' kavramını ortaya çıkaran. Sayıca beşte biri olduğun rakip takımın seyircisini, sesinle bastırmaya çalışmaktır 'armayı temsil etmek'. Maç biter, pankartlar toplanır, sonuç güzelse tadından yenmez dönüş yolculuğu. Ancak sonuç hüsransa, 10 gün gibi geçecek demektir 10 saatlik yolculuk. Şehrine dönersin sonunda öyle veya böyle. Bedeninde tatlı bir yorgunluk, beyninde ince bir sızı, ancak hepsinden öte, armanın peşinden kilometrelerce yol gitmiş olmanın verdiği hazdır tebessümü yüzünden eksik etmeyen. Anılardır hafızalara kazınan, seneler sonra anlattıkça tazelenecek olan. Yine şehir hayatının apartman dairelerine hapsolmuş bedenleri televizyondan takip etmişse maçı, 'biz oradaydık' diyebilmektir deplasman, metropol sıradanlığına kafa tutarcasına.
Dönelim günüzüme, gerçek hayata. Haftasonu oynanacak Diyarbakırspor-Bursaspor maçı öncesi iki kentin valisi oturmuş, tartışmış, ve bir karara varmışlar; ''Ligin ilk yarısında oynanan maçta yaşanan olaylardan dolayı, bu karşılaşmaya Bursaspor taraftarı alınmayacak.'' 'Güvenlik' tedbiri nedeniyle alınmış bu karar. Kısacası maç için Diyarbakır'a gidecek olan en fazla 750-800 kişilik taraftar grubunun güvenliğini sağlayamayabileceklerini belirtmiş Diyarbakır valisi Hüseyin Avni Mutlu. Bursa valisi Veli Harput da destek çıkmış karara. Bu karar ilk değil, korkarım son olmayacak. Bursa taraftarı 4 yıldır Beşiktaş maçlarına yasak olduğu gerekçesiyle gidemiyor. Keza karşılığında Beşiktaş taraftarı Bursa'ya alınmıyor. Basketbol maçlarında alınan karar gereği İstanbul içi derbilerde rakip takım taraftarı salona alınmıyor. İzmir'de Karşıyaka ve Göztepe taraftarlarının bir araya gelmemeleri için neredeyse hiçbir branşta maç yapmamaları sağlanıyor. Avrupa'ya baktığımızdaysa, daha 2 gün önce alınan bir kararla, Fransa'da Paris Saint Germain taraftarlarının deplasman maçlarına gitmeleri, başkanları tarafından 1 yıl süreyle yasaklanıyor. Yasakların en kısa zamanda kalkacağı söyleniyor, ama nerdeyse her sezon bu yasaklara 2'şer yasak daha ekleniyor. Bu sezon 17. haftada oynanan Beşiktaş-Bursaspor maçında, takımlarının aldığı tarihi galibiyeti ve liderliği göremedi Bursaspor taraftarı, 'maça gitmeleri' yasak olduğu için.
Olası bir durumda, şampiyonluğun kader maçlarından biri, bu maçın rövanşında ligin 34.(son) haftasında Bursa'da oynanacak. Ancak Beşiktaş taraftarları, takımlarının olası bir şampiyonluğunu stadda izleyemeyecekler, 'maça gitmeleri' yasak olduğu için. Bugün Bursa, yarın Beşiktaş, daha sonra bir başka takım derken, masa başındakilerin 'güvenlik tedbiri' gerekçesiyle aldığı kararlar gereği deplasman tamamen yasaklanacak gibi görünüyor. Sanki sokağa çıktığımızda herşey düzenli, herkes huzurlu, ve güvenlikle ilgili hiçbir endişe yokmuşçasına, deplasmancılar güvenlik nedeniyle 'tedbir alınması gereken' insan konumuna düşüyorlar. Deplasmanlar tamamen yasaklandığında toplumun güvenliği sağlanmış olacaksa amenna. Ancak biliyoruz ki, bu tip ufak tefek yasaklarla, engellemelerle bir toplum daha uygar bir düzeye gelemez. Toplumdaki sorunlarsa bu tarz engellemelerle asla ama asla sona ermez. İlkokul çağındaki çocukların oyun oynayacakları bölgelerin betonlaşması, otopark veya alışveriş merkezleri haline gelmesi farkında olmadan çocuklarımızın, yani geleceğimizin fiziksel gelişimini engelliyor. Futbol oynayacak yer bulamayıp en azından bu oyunu yerinde takip etmek isteyen futbolseverlerin maçlara gitmesinin yasaklanmasıysa, toplumu farkında olmadan asosyal hale getiriyor. Yasaklar ve engeller. Sonuç, fiziksel olarak gelişemeyen çocuklar, asosyal hale gelip binalara hapsolan ebeveynler. Pardon, amacınız güvenliği sağlamaktı değil mi? Özür dilerim. Buyrun meydan sizin.