
'Ancak faşizmlerde üniformalı kurumlar teminat olabilir. Eğer dün asker üniformasına bakıp ferahlayanların yerine bugün polis üniformasından medet umanlar geldiyse bu durum demek ki memleketimizde sadece faşizmin yüzü yenilenmiştir. Mazruf aynıdır, zarfa cila çekilmiştir. ' diye yazmış Ece Temelkuran dün Milliyet'te yayımlanan yazısının gelişme kısmında..
Yazının anafikrini ise, başbakan Erdoğan'ın 'Polis, rejimin teminatıdır.' cümlesi oluşturuyor. Bu cümleye göre artık ülkemizde sokaklarda tek hakim polis olacak, halk polise güvenecek, polis de sokaktaki vatandaşın güvenliğini sağlayacak. Böyle bir uygulamaya, böyle bir açıklamaya ihtiyaç var mıydı tartışılır. Vatandaşın emniyet kurumuna ne kadar güvendiği de aynı şekilde tartışma konusudur. Ancak bütünüyle rejimin teminatını alenen emniyet kurumuna bırakmak, Temelkuran'ın belirttiği gibi demokraside değil, faşizm sisteminde daha geçerlidir.
Gelelim işin spor sahalarındaki yansımasına.. Dünyanın hemen her ülkesinde görülmektedir ki, stadyumların mimari yapısından tribündeki insanın hareketlerine kadar herşey, o stadın bulunduğu şehrin toplumsal yapısını da gözler önüne serer. Birçok araştırmacı bu konuda hemfikir olmuş ve, 'stadyumlar toplumun aynalarıdır' diye beyanlarda bulunmaktan çekinmemişlerdir. Halk sokakta birbiriyle küfürleşip kavga ediyorken, aynı halkın insanlarının tribünde küfür etmeden sakince maç izlemelerini beklemek abestir. Çünkü sokak ve tribün birbirlerinden kopamazlar. Başbakan Erdoğan yaptığı açıklamayla, polise olan güvenini belirtti, ve polisi rejimin teminatçısı ilan etti. Peki sokakta polise bu derece güven aşılanırken, sokağın yansıması olarak görünen tribünlerde ne oldu? Spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair 5149. kanunun 5. maddesi gereğince; 9 Mayıs 2009 tarihi itibariyle spor müsabakası yapılan tesislere polisin girmesi yasaklandı. Evet, kısacası artık futbol voleybol farketmeksizin, hiçbir maçta tribünde polis olmayacak. Peki kim sağlayacak güvenliği? 'Özel güvenlik birimleri' sağlayacak. Polis üniforması yerine, üzerinde 'güvenlik' yazan sarı yelekli şahıslar sağlayacak. Bu durum açıkçası birçok kulübün işine gelmedi. Hem güvenliğin tam olarak sağlanabileceği meçhul, hem de bu kurum için ekstra ücret ödenecek. Taraftar ise durumdan memnun. Çünkü güvenlikçilerle iletişim kurabilmek, polisle iletişim kurabilmekten çok daha kolay. Ancak ilerleyen zamanda işler yoluna mı girecek, yoksa iyice çığırından mı çıkacak şimdiden bunu söylemek çok güç. İşin anlam verilemeyen yanı, sokaklar polise teslim ediliyorken, tribünlere polisin girmesinin yasaklanması çelişki doğuruyor kafalarda. Tribün sokağın yansımasıdır diyoruz, ancak bir tarafta güvenliği sağlayan polis, diğer tarafta kapıdan içeri giremiyorsa, haliyle kafalarda soru işaretleri beliriyor. Tribünde özel güvenlikçilerle muhatap olan taraftar, adımını dışarı attığında polisten aksi bir tepkiyle karşılaştığında ne yapacak? Hangisini daha çok benimseyecek? Nereden bakılırsa bakılsın insan ikilemde kalıyor. Sokakta insanlarla devamlı içli dışlı olan polisler, artık maçları kapının dışından takip ediyor. İyi mi oldu, kötü mü oldu? Zaman gösterecek.