15 Ekim 2009 Perşembe

Gece Yarısı Tangosu


Yıllar önce Galatasaray'la büyük zaferler yaşayan, Türkiye'de şampiyonluk, Avrupa'da Süper Kupa gören, bununla yetinmeyip Şampiyonlar Ligi'nde tarih yazan, ancak apar topar ülkemizden ayrılmak durumunda kalan kır saçlı bir adam vardı. Yetmedi, çok özledik O'nu ve yeniden getirdik ülkeye. Bu kez Beşiktaş'ın başındaydı, bu kulübümüzde de şampiyonluk yaşadı, yetmedi UEFA Kupası'nda çeyrek finali gördü. Ancak hep eksik olan birşeyler vardı, hep eleştiriliyordu. Çünkü 'bazılarına' göre iyi futbol oynatmıyordu takımına, ama hep kazanıyordu bir şekilde. Önemli olanın iyi futboldan çok kazanmak olduğunu düşünenler savunuyordu O'nu sadece. Mircea Lucescu'dan bahsediyorum. Nerede aklıma gelmişti ki Lucescu birden bire?

Dün gece son zamanların en önemli ve en gergin maçlarından biri vardı televizyonda. Türkiye-Ermenistan maçından bahsetmiyorum elbette. Uruguay'daki Uruguay-Arjantin maçı bu bahsi geçen. Saatler gece yarısı 1'i gösterdiğinde, iş güç sahibi 'normal' vatandaşlar uykuya daldığında başladı 'normal olmayanlar'ın gecesi. Uruguay kazanırsa Dünya Kupası'na gidecek, bir başka deyişle maç bu skorla biterse Arjantin- birçoğumuzun efsanesi- kupaya gidemeyecekti. Hafif kapanan gözlerle maçı izlemeye başladığımda aklımda belirdi az evvel bahsettiğim kır saçlı Rumen,Lucescu. Bir futbol efsanesi Diego Armando Maradona, sanki Luce'yle maçtan önce konuşmuşçasına, aynı futbolu oynatıyordu öğrencilerine Rumen hocayla. '0-0 sizin için yeterli skorsa, maçı bu şekilde bitirmek adına uğraşmak en mantıklı iştir' demişti Rumen hoca bir açıklamasında yıllar evvel. Rakip kaleye pek gitmeyen, ancak kalesine de rakibini yaklaştırmayan, maçı adeta 'uyutan' tangocular vardı sahnede. Maçın gece 3'te biteceğini bile bile 'oturmaya değer mi' diye bir kez bile düşünmedi izleyiciler. Çünkü Maradona'nın Arjantin'i vardı sahada. Dakikalar geçiyor,ilk yarı bitiyor, ve her dakika aklıma Lucescu'nun Galatasaray'ı, Beşiktaş'ı, Shaktar'ı geliyordu. Aynı futbol, aynı mantık. 'Ama' dedim içimden, bu adamlar sonlara doğru bir de gol bulur, öyle kapatır bu geceyi. Lugano'nun altıpasta kafa yerine sırtıyla vurduğu pozisyon hariç çok heyecan vermeyen, hemen herkesin 0-0 biter dediği maçta bitime 5 dakika kala beni yanıltmadı tangocular. Ve rüyasını bitirdiler Uruguay'ın. Zaten 10 kişi kalan rakibini Bolatti'yle avlayan Arjantin mutlu sona ulaşıyor, belki de televizyon başında onları destekleyen milyonları selamlıyordu, 'önümüzdeki yaz bizi izleyin' dercesine.
'Beni sürekli arkamdan vurmaya çalışanlar oldu, hep futbolu çirkinleştirdiğimi söylediler, ama hep kazanan ben oldum, yanılan onlar oldu' demişti Mircea Lucescu ülkesinin yolunu tutarken.
Ben Maradona-Lucescu ikilisini maç boyunca birbirine benzetmişken, maç sonunda beni şaşırtmayan şöyle bir açıklama geldi Arjantin'li futbol efsanesinden; 'Bütün Arjantin halkına tüm kalbimle teşekkür ediyorum. River nehrinin karşı yakasına geçip bizi destekleyen onlardı. Aileme de çok teşekkür etmek istiyorum. Ancak teşekkürü haketmeyenler de var ve onlar kendilerini biliyor. Bu takıma inanmayanları, bana pislik gibi davrananları asla unutmayacağım. Bu takım onların yardımı olmadan tüm onuruyla Dünya Kupası’na gitmeye hak kazandı.'

Ve güneşin doğmasına saatler kala yatağımızın yolunu tutuyorduk, önümüzdeki yaz tangocuları Afrika'da görebilecek olmanın tatlı telaşıyla.
(Çok minik bir dipnot yazma gereği duydum. Maç bittiğinde kurduğum en net cümlelerden biri, 'Bundan sonra izleyeceğim tüm maçları keşke hep Emre Gönlüşen anlatsa' oldu. Maç böyle anlatılır işte, sesine sağlık)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder